25 Eylül 2013 Çarşamba

Papağanımız efe kaçtıktan sonra uzunca bir süre evde hayvan beslemek istemedim.Ama Aytül evinde beslediği betta balığının ne kadar akıllı ne kadar tatlı olduğunu ballandıra ballandıra anlatınca dayananadım kızlara bende betta balığı aldım.Işte bu evimizin yeni üyesi boncuk.

İLK OKULLU OLDUK...

Daha dün dogdunuz siz.Okula gidecek kadar büyüdünüz ama aslında hala bebeğimsiniz benim.Küçük birer bebek.Ama size kalsa siz çoktan abla oldunuz.Her şeyi yapabilecek kadar büyüdünüz.
Okula başlayan çocuklar kanatlanmış birer kelebek gibi..Göz açıp kapayıncaya kadar üniversiteye giden birer genç kıza dönüşeceksiniz.Biliyorum o günlerde çok çabuk gelecek.Belki yine buraya yazacağım daha dün doğdunuz diye başlayan cümlelerle.Ama diliyorum ki "Allah o günleri bize de göstersin".Büyümenizin her anında yanınızda olabilelim.Allah'tan tek isteğimiz artık bu. "hiç bir evladı anasız-babasız bırakma ve hiç bir anaya-babaya evlat acısı yaşattırma.
Çok güzelsiniz meleklerim.Her ananın babanın kuzusu gibi sizde çok özelsiniz..sizi o kadar çok seviyoruz ki.Bu sevgiyi kelimelere döküp burada anlatamıyorum..
Yolunuz da...şansınız da.....bahtınız da....açık olsun...Bütün güzellikler hayat boyu sizinle olsun..
Sizinle hep gurur duyduk.Doğdunuz andan itibaren gururumuz oldunuz bizim.Hayatınız boyunca hep gurur duyacağımız başarılarınız olsun.
Not: Damla sabah deniz kızı ve pilot olmak istediğini söyledi.Sonra da veterinerliği ekledi bu seçimlerine.Bunu bir yere yazmamı ve herkesin öğrenmesini istediğini de ayrıca söyledi.
Bu vesileyle bende bloguma kısa süreliğine bir dönüş yapmış oldum.devam edermiyim bilmiyorum.umarım devamını getirebilirim.

14 Şubat 2013 Perşembe

DOĞUM GÜNÜ FOTOLARIMIZDAN

Gecikmiş fotolarımız.İlk foto evdeki doğum günü pastamız.Sadece pasta görüldüğü gibi.
Alttaki foto ise kreşte yapılan doğum günü partisinden.
 

31 Aralık 2012 Pazartesi

29 ARALIK 2012'DE 5 YAŞ OLDUK...

Daha dün gibi onlarla ilk karşılaşmam.İlk kokularını duymam.Soğuk bir Aralık Cumartesi sabahı idi.Plansız programsız Damla kuzusunun aceleciliğinden apar topar hastaneye koşmuştuk.Ve buz gibi bir havada onlar bu dünyaya merhaba dedi.Miniciklerdi.Kucağımızda bile zor tutuyorduk.2,5 kg'luk iki minik prenses.Önce Damla merhaba dedi bize.Ardından Karya.Onların sesiyle dünya anlamlandı. Sıcaklığıyla yaşanılası bir hal aldı.İyi ki doğdularda hayatım anlam kazandı.Onlar sayesinde annelik sıfatına hak kazandım."ANNE".. Ne kadar güzel bir kelime.Hele o kelime senin canından olan kişiden çıkıyorsa daha da güzel.Milyonlarca anne var dünyada.Ama he anne çocuğuna özel.Her çocuk da annesine...Allah her evladı anasına babasına bağışlasın.Her ana babayıda evladına.

9 Eylül 2012 Pazar

ORGANİK İŞLER BUNLAR…..
 
Yeni trend budur efendim. Organik takılacaksın artık hayatta. Başka da yolu yok. Aksi takdirde ne sağlığın kalır alimallah nede yine sağlığın. Yıllar önce henüz küçücük, minicik bir çocukken her şeyin doğal olduğu bir dönemde yaşarken diye başlıyorum cümleme. Çünkü o dönemler sanki yüzyıllar öncesinde kalmış gibi. Oysa çok değil 3-5 yıl öncesinden (şaka şaka nerden baksan 20-30 yıl olmuştur) bahsediyorum. Hani sütçümüzün sokak sütçüsü olduğu ve kimsenin burun kıvırmadığı yıllardan. Hani sonrasında şişe ve pastörize sütler çıkmıştı da biz ne oldum delisi olmuştuk. Hani sütü kaynatmakla uğraşılırmıymış, sokak sütçüsünden aldığımız süt sağlıklımıymış falan filan. Yada hani domatesimizi, biberimizi yani bilumum sebzelerimizi atının yada eşeğinin sırtına yükleyip “bahçevannnngeldiiiihaniimmmm” “domatiiizzzz, patatizzz, patlicannnnn” diye bağıran satıcıdan. Hani sebzeni alırken ayaküstü hal hatır sorduğun komşunla da sohbet etme imkanı bulduğun günlerden. Ya da salçamızı, eriştemizi, reçelimizi ve bilumum kışlık erzağımızıhazırladığımız günlerden. Hani o zamanlar çarşıya, pazara çıktığımızda sadece mevsiminde yetişen sebze yada meyveleri görebilirdik.Ve büyük bir özlemle beklerdik mevsimi gelse de canımızın çektiği her neyse bir an önce kavuşabilelim. Oysa şimdi bakıyoruz etrafımızda her yerde, çarşı, Pazar, market farketmiyor her şey her zaman bulunuyor. Bu iyi mi, kötü mü mevzumuz bu olmadığı için hemen burayı geçiyorum.
Eskiden hatunlar hamile kaldığında aşermek bile daha zevkliydi bence. ”Hayatım canım şunu çekti”deyip baba namzeti kişiyi ordan oraya koşturup aratmak ne eğlenceli olsa gerek. Halbuki şimdi bulamamak gibi bir durum söz konusu bile değil. Şimdi zamanında yemediğimiz gıdalar yani artık her daim her yerde bulabildiğimiz bu sebze ve meyveler var ya. Ben bunların zararlarını yada nasıl üretildiğini anlatmayacağım. Çünkü artık hepimiz bilinçliyiz bu konularda. Yok hormonlusu, yok katkılısı, yok ilaçlısı, yok GDO’lusu var bunların. Birde bunları tekrar tekrar anlatarak ben canınızı sıkmayacağım. Bu konuda ne yapılabilir derdindeyim ben.
Sebze ve meyvelerimi mümkün olduğunca köy pazarlarından almaya çalışıyorum. Köylerdeki insanların hala saf ve kötüleşmemiş insanlar olduklarına inanıyorum. Gözlerini para hırsı bürümemiş olmalarını diliyorum. Ve ben her aldığım doğal ürünün tohumlarını alıp saklama çabasına girdim. Mesela bir gün Seferihisar’a gittim. Oradan Seferihisar’ın yerli domatesini aldım. Hemen çekirdeklerini ayırıp kendime yerli domates tohumu yapıp sakladım. Mesela Milas’a köye gittiğimde yıllardır yemediğim, bırakın yemeyi görmediğim yerli karpuzla rastlaştık. Önce tanıyamadık birbirimizi. Sonra ben kocaman açılmış gözlerimle bunun çok eskilerden tanıştığım yerli karpuz olduğunu fark edince karpuz yemeği bile unutup direk çekirdeklerine saldırdım.
Etrafımdaki insanlar şaşkınlıkla bana bakıp karpuz yemeğe devam ettikçe ben çekirdek topluyordum önlerinden. Hani belki hatırlıyorsunuzdur o iri iri siyah çekirdekleri. Hani annelerimiz onu kurutup biraz tuzlayıp tavada kavururdu da biz çekirdek niyetine çitlerdik. Hatırladınız değil mi? İşte o çekirdekleri şimdilik kurutup sakladım. Sonra yine köyden yada doğallığına güvendiğim bir yerden aldıysam meyvelerin çekirdeklerini de saklamaya başladım. Elimde birkaç tane erik ve armut çekirdeği yani tohumu var. Onları da bir güzel kurutup sakladım. Şimdi sırada güzel bir bahçe almak fikri var. Tohumlarım hazır. Şöyle güzel bir arazi alıp, içine minik, şirin bir ev yapıp sonra da bahçemi oluşturma hayalindeyim. Bu yüzden bir limon çekirdeğini filizlendirip saksıya diktim bile. İçinde kızlarımın koşturduğu, çamurla oynadığı, çimlerde yalınayak gezdiği, ağaçlara çıkıp saklandığı, dalından tazecik kopardığım sebze ve meyvelerle beslendiği bir yarın düşlüyorum. Yoğurdumu kendim yapıyorum çoğunlukla.
Tarhanamı da geçen yıl kendim yaptım. Biraz zor oldu ama oldu sonuçta. İnsan yapmak istediğinde her şeyi yapabiliyormuş demek ki. Artık hazır tavukda almıyorum. Çünkü aldığım tavuk ertesi güne kaldığında korkunç bir koku ve tat bırakıyor ağzımda. Bunun içinde organik tavuk kullanıyorum artık. Büyük marketlerde ve organik ürün satan yerlerde rahatlıkla bulabiliyorum. Hem mis gibi olan tadı (hatırladığımız eski tavuk lezzetine çok yakın) ertesi güne kaldığında bile değişmiyor. Bence bu çok önemli bir kriter tavuk olayında. Yalnız kızlara Pınar’ın organik sütünü kullanıyorum hala. Bu da tetra pak kutularda olduğu için canımı sıkmıyor değil ama yine de zararlının az zararlısıdır diye kendimi avutuyorum. Yediğimiz, içtiğimiz onca zararlı şeyin arasına biraz da doğal ve faydalı şeyler sokmaya çalışıyorum ki bağırsaklarımızda bulunan şu faydalı bakteriler az da olsa bayram etsin. İnsan anne olduktan sonra bambaşka biri oluyormuş bunu anladım ben. Kendinden çok çocuklarını düşünen bir yaratık haline geliyorsun.
Madem onlara can vererek dünyaya gelmelerine vesile olduk. Bu dünya da onları en iyi şekilde beslemek, büyütmek ve yetiştirmek bizim asli görevimiz. “Hadi gel köyümüze geri dönelim” demiş zamanında şairin biri. Mümkün olsa bunu yaparmıyız acaba? Kurduğumuz düzeni ve kendimize ait teknolojiyle dolu dünyamızı bırakır gidermiyiz? Bu çok radikal bir karar olduğu için zor diyorum ben kendi adıma. Ama kendi köyümüzü kurmakta da hiçbir engel tanımamalıyız bence. Hem doğanın hem teknolojinin içiçe olduğu bir köy düşlüyorum demek ki ben. Ve bunun içinde hayallerimin peşinde koşuyorum.
Elbet bir gün yakalayacağım ve kendi minik köyümde yaşayacağım.
 
Not:Bu yazım www.ikizanneleri.net sitesinde de yayınlanmıştır.