17 Aralık 2011 Cumartesi

EN SEVDİKLERİMİZ....



















Uzun uzun aralar sonrasında yazmak istedim yeniden.Ama uzun uzun yazacak gücüm yok.Beynim yorgun.Yine de tamamen kopmamak adına küçük molalar vererek devam etmek istiyorum.Bu aralar aldığımız ve okuduğumuz kitaplardan bahsedeyim kısaca.

Biz Timaş yayınlarının mini masallar kitaplarını çok seviyoruz.Elimizde o kadar çok çeşidi var ki.Neredeyse her gün bir iki tane alıyoruz.Çünkü fiyatları da çok uygun.Tanesi 1 TL.İçlerinde ise Panda Pandi ve Küçük Poni'ye bayılıyoruz.Hikayelerini ve resimlerini bende seviyorum.Ama üst üste bir kaç kez okumak gerçekten yoruyor beni.

Yeni aldığımız kitaplardan diğeri ise Koyun Russel ve diğer kitabı Kayıp Hazinesi.Bu koyun Russel gerçekten çok komik.Bayıldım resmen.Kısa kısa cümleleri ve muhteşem çizimleriyle harika.Ve o çizimlerin içinde o kadar çok hikaye saklı ki.Anlat anlat bitmez.

1 Kasım 2011 Salı

KIBRIS'TA GEZDİK, TOZDUK VE GERİ DÖNDÜK..










Gittik ve döndük.Güzel bir tatildi.Kızlar beni hep yanıltıyor.Çok uyumlulardı her konuda.Uçakta hiç zorluk yaşamadık.Giderken çantama aldığım boya kalemleri ve resim defterlerine hiç ihtiyaç duymadık.Kıbrısta ortamı ve insanları da hiç yadırgamadılar.Sanki herkesi daha önceden tanıyorlardı.Herkesle çok çabuk iletişim kurdular.Her ortama ayak uydurdular.Onlarla bir kez daha gurur duydum.

Bu aralar ağızlarında bir şarkı.Pepee nin canım annem şarkısı.Ben her dinlediğmde mest oluyorum...


""""sen benim bitanemmmmm...


sen benim bitanemmmmm....


canım annemsinnnnn..............


güzel annemsin........................."""""""


Bundan güzel sözler var mı?

14 Ekim 2011 Cuma

YAŞASINNN HALA'YA GİDİYORUZ...



İlk kez uçağa binecek olmanın tedirginliğiyle sevinci bir arada yaşıyoruz.Halaya gidiyoruz, mutluyuz.Uçağa bineceğiz.Ama soruyoruz."Anne uçak araba gibi dimi.""Anne uçaklar hiç düşmez dimi"

Pazartesi tamda bizim uçuş günümüz.Ama hava durumuna göre fırtına geliyor.Kızlar çok etkilenmez umarım.Hayatlarındaki ilk uçağa binme deneyimlerini inşallah çok eğlenceli geçirirler.Çok fazla sarsılmadan sağ salim varmak şu an tek dileğim.

4 Ekim 2011 Salı

DAMLA'DAN BİR KAÇ İNCİ.....



Bugün yağmur var yine.Herkes sabahın köründe mis gibi sıcacık yatağında uyuyorken biz kalktık işe geldik.Anasını satayım dedim yine.Niye çalışıyoruz ki.Neyse efendim Damla'dan bahsedecğim bugün.


Damla çok duygusal bir çocuk.Bir o kadar da laf ebesi.

Beni ne zaman yüzüm ekşimiş görse "anneee sen üzüldün mü" diye sorar.

Ben de "hayır annecim" diye cevap veririm.Dün akşam yine bana "üzüldün mü" diye sordu.

Ben de her zaman ki gibi "hayır annecim" dedim o bana dönerek "ağlak anneee" dedi ve gitti.

Ben tabi dumur oldum.Nasıl yani dedim.Demek çocuğum beni hep böyle görüyor.Ona göre ben ağlak vaziyette dolaşan bir tipim evde.Ve o da bana kendince yeterrrr dedi.


Bir inci de bir akşam uyku öncesi yaşandı.Ben Damla'nın yanında yatıyorum.Bana dönüp "sırtımı kaşısana ufaklık" dedi.Ben yine nasıl yani nooluyoruz falan oldum.Benim kızım henüz 4'e 3 varda.Bacaksız yani.Şimdiden bana ufaklık diyorsa bu kız, büyüdüğünde kesin bana cüce der.

2 Ekim 2011 Pazar

YORUMSUZ FOTOLAR


















Üstteki fotolar Bodrum günlerimize ait.Alttakiler ise Karaburun günlerimizden.


Dahası da var ama daha sonra.

23 Eylül 2011 Cuma

ARA VERMEK YADA VERMEMEK..İŞTE BÜTÜN MESELE BU..

Yine uzun zaman oldu yazmayalı yazamayalı.Artık yazamıyorum.Ciddi anlamda yazma kaybına uğradım.Düşündüklerimi kelimelere dökememek bir türlü, artık düşündüklerimi ifade dahi edemiyorum.Artı birde unutkanlık cabası.Geçenlerde kuzenim Pınar'la akşam bizim balkonda oturup kahve keyfi yaparken bir yandan da eski günlerden bahsediyorduk.O anlatıyor bense "hadi yaa onu da mı yapmıştık, aaa o kimdi ki" şeklinde sorularla ona eşlik ettim.Ve anladım ki ben çok ama çok vahim durumdayım.Bu kadar unutkanlık hiç ama hiç normal değil. Geçmişimden bazı parçaları silmişim resmen. Ben böyleyim işte bu aralar.Tabi unutmadan birde sinirlerimin ne kadar gergin olduğunu söylemeliyim.Her an evde bir sinir harbi yaşanması sözkonusu.En ufak şeyler bile sinirlerimi yıpratmaya yetiyor.Üstelik tahammül sınırım neredeyse sıfıra yakın.Böyle olunca da kızların yaptığı en ufak bir hata bile hoop evde sesimin yükselmesine neden oluyor.Bunun için evde olmamıza bile gerek yok.Zaman ve mekan artık önemli değil benim için.Eskiden sokakta çocuklarına bağıran kadınları ayıplardım."cık cık cık ne kadar ayıp.Kadına bak çocuğuna nasıl da bağırıyor" şeklinde. Çok utanç verici ki şimdi aynı şeyi bende yapıyorum.Dün kızları aldık eve gidiyoruz arabada.Ve ben M.ye et alalım akşama yiyelim şeklinde fikren telkinde bulunuyorum.O da bana "aslında dün kipa dan alacaktım ama satıcı etin sinirli olduğunu söyledi bende almadım bu yüzden" dedi.Karya ise damla'ya dönerek ve kıkırdayarak "bak Damma et annem gibi sinirliymiş kikiki" şeklinde bir cümleyle yanıt verince ben ne yapacağımı bilemedim.Artık pes diyorum sadece.Bu çocuklar acaip yaratıklar oldular.
Bunlar kesin büyük aslında ama çocuk taklidi yapıyorlar.Bunlar gerçek anlamda CÜCEEEE...
Bazen bana verilen cevapları duysanız aklınız şaşar.Çünkü ben hakikaten çoğu zaman dumur oluyorum.Yok böyle cevaplar.Özelikle Damla bu konuda çok iyi.Çok hazır cevap bir cüce.
Bana karışmayınlardan tutunda bize akıl vermelere kadar her şeye mantıklı konuşmaları var.
İnanılmaz.
Büyüyecekler mi, büyüyorlar mı derken büyüdüler işte.Şimdi kreşte ikinci yılımıza başladık.Ve başlarken hiç sorun yaşamadık.Bir önceki sınıfları güllerdi (hala güller) oradaki arkadaşları ve öğretmenleri menekşeye geçtiler.Biz ise güllerde kaldık.Bu durum benim canımı çok sıkmıştı.Kızlar küçük diye güllerde kalmasını önermişti Müdüre Hanım.Bense tedirgindim bu konuda.Arkadaşları ve öğretmenlerinden ayrılacak olmaları, yeni çocukların gelecek olması kızları olumsuz etkiler diye düşünüyordum.Ama yanılmışım.Benim cücelerim ne kadar güçlü olduklarını bana bir kez daha gösterdiler.Hiç zorluk yaşamadılar.Şu kısacık hayatlarında sevdikleri herkesin-Hilal abla, anane, öğretmenleri ve arkadaşlarının-onları terkettiklerini düşünecekler diye korkuyordum halbu ki ben.Bütün bunların onlar için derin izler bırakacağını düşünüyordum.Ama yanılmışım.Asıl derin izler bende kalmış anlaşılan.Ben onlardan daha zayıfmışım açıkçası.

Umarım bundan sonra sıcağı sıcağına yazabilirim.Yoksa şu oturtmalı kelimeleri ve cümleleri mümkün değil hatırlayamam.
Fotoları daha sonra eklerim.

19 Temmuz 2011 Salı

UFFFF NE YAZACAĞINI BİLEMEMEK NE KADAR DA KÖTÜ...

Uzun zaman oldu değil mi?Ama elimde değil yazamıyorum.Kafamın içindeki düşünceleri dökemiyorum yazıya.Ne oldu bana bilmem.Tatil zamanım geldi desem uzunca bir süredir bu haldeyim.E tabi tatil zamanım geldi de geçiyor bile.Ağustos sonunda tatile çıkıyoruz.Kızların kreşi o zaman kapanıyor çünkü.İki hafta yokuz, bayramla da birleşecek iyi olacak kanımca.Tatil dönüşü düzelirim diye umut ediyorum ama daha da çok var o zamana.


İnsanın kendini kapattığı dönemdeyim işte.Her şey gönlümün derinliklerinde.Kırgınlıklarım, üzüntülerim, hayal kırıklarım da cabası.İnsan beklentilerini yüksek tutunca hayattan eşekten düşmüşe benziyormuş.Ben bunu biraz geç öğrendim.Ama iyi oldu.Kimselere güvenmemeyi bu vesileyle öğrendim.Yada kimse için beklentini yüksek tutmayacaksın yoksa hayal kırıklığının en büyüğünü yaşıyorsun.Annemin gidişiyle tek başıma ayakta kalmak zorladı beni.Ona olan özlemim ise her geçen gün artıyor.Hala onun yokluğuna alışmaya çalışıyorum.Kızlar ise beklenti içindeydiler daha düne kadar.Anane iyileşip gelecek ve onunla kaldıkları yerden devam edecekler.Söyledik bizde dayanamayıp, çünkü ne kadar geciktirirsek o kadar kötü olacak onlar için.Ki bir şeyleri seziyorlardı zaten ama adını koyamıyorlardı.Duyunca çok ağladılar.Ama benim ağladığımı görüp kendileri susup beni teselli etmeye başladılar.Yavrularım..


İnsan ana olunca bambaşka duygular içinde oluyormuş.Bu karşılıksız sevgi var ya insanı öldürür.Nasıl bir şeydir bu insanın aklı ermiyor.


Neyse bu kadar dramdan sonra kızların ne yaptığını anlatmalıyım.Okulumuzda bir yılı doldurmamıza az kaldı.Kızlar öyle çok şey öğrendi ki.Şaşıp kalıyorum bazen.Ve inanılmaz derecede büyüdüler.BAzen bakıyorum da o iki minik cadının benim olduğuna inanamıyorum.HAftasonları sürekli geziyoruz.Bir haftasonu doğal yaşam parkına gittik.Orada hayvanları gördük, kızlar bayıldı tabi.Ve haftasonlarımızı izmirin en güzel yönlerinden biri olan denize yakınlığı yüzünden denize giderek değerlendiriyoruz artık.Damla neredeyse yüzmeyi öğrenecek.Koluna kolluklarını ve beline de simitini takıp atıyor kendini suya.Ve korku yok maşallah.Yüzüyor kendince.Karya ise kumsala bile inmiyor.Neymiş efendim kumlar varmış, deniz çamurluymuş, deniz üstüne üstüne geliyormuş, hiç eğlenceli değilmiş.eee afrodit olmak kolay değil tabi.Süsü püsü bozulur kızımın.Ama bu haftasonu gittiğimizde dönmemize yakın damlanın yanına usul usul gidip kumlarla oynadı.Ve yavaş yavaş denize ayaklarını sokabildi.Bir sonraki gidişimizde kendi başına denize gireceğini umut ediyorum.Önümüzdeki iki haftasonu düğünlerimiz var.Bu hafta sünnet düğünü sonrakinde ise kuzenimin kızı evleniyor.Ve kızlar gelinlik giyecek sultanın düğününde.Çünkü gelin kızımız kızlarımı nedimesi yapacakmış.Zamane kokoşları böyle oluyor demek.Kızlara gelinlik aldım ama köşe bucak saklıyorum.Yoksa hergün giyecekler.Haberler şimdilik bu kadar.Bakalım bende ki sukunet ne kadar daha devam edecek.