Dün bahsedecektim ama o kadar çabuk yazıyorum ki son günlerde.Ne yazacaktım, nasıl yazacaktım diye düşünemiyorum bile.Çok telaşlı yaşıyoruz hayatı.Ve tadını çıkaramıyoruz.Ama mecburuz işte.Başka türlü olmuyor.Sabahları bir telaş uyanıyorum, acele bir şekilde giyiniyorum.Çoğu zaman saçımı bile toplamadan atıyorum kendimi sokağa.Yaklaşık 15-20 dakika içinde evden çıkmamız gerekiyor.Bütün gece deliksiz bir uyku çekememek sabahları uyanamamama(Allah'ım ne zor bir kelime bu.Yaklaşık 5 dakika Figen'le tartıştık.O neden bu kelimeyi kullandığım konusunda söylendi.Ama benim kullanasım var ne yapayım) neden oluyor.Afyonumun patlaması da bir iki saati buluyor.Mümkünse o süre içinde kimse bana bulaşmasın.
Telaşla işe geliyoruz, telaşla işlerimizi yapıyoruz (çünkü bizim işlerimiz hep güncel ve acil), öğle aralarında işimiz varsa dışarda telaşla çıkıp, telaşla dönüyoruz ki işe geç kalmayalım.Akşam telaşla çıkıyoruz işten.Evde çoluk çocuk bizi bekliyor.Telaşla yemeğimizi yiyoruz ki bir şeyler yapmaya vakit kalsın.Telaşla yapacaklarımızı yapıyoruz çocukların uyku saati gecikmesin.
Telaşla yatıyoruz, telaşla kalkıyoruz nitekim.
Ama niye..Nedir bu acele..Nereye yetişmeye çalışıyoruz.Zaten gözümüzü açıp kapayıncaya kadar yaşlı birer insan olacağız ve ömrümüz ne zaman, nerede ve nasıl bitecek bilmiyoruz.Güzel güzel tadını çıkarsak hayatın..Ne yapmalı bunun için varsa bilen bana da söylesin.
Hep zamanın bu kadar hızlı akmasından şikayet ederim.Hiç bir şeye vakit bulamazken, hayatın tadı nasıl çıkar ki.Bunun için işimden mi ayrılmalıyım.Evde mi oturmalıyım..
Peki hayatın tadı nasıl çıkar.Bana göre-şimdi, şu anda ki düşüncem bu- deniz kenarında müstakil bir ev.her yeri bahçe ve bahçenin içinde bir sürü ağaç, sebze v.s.Bir hamak..Çocuklar kenarda çamurdan evler yapıyor.Ben almışım çayımı-kahvemi yudumluyorum, ama birden uyku bastırıyor.Dönüyorum sağıma kapıyorum gözlerimi.Ilık bir meltem esiyor..Denizde hafif dalga..O ses Allah'ım nasılda dinlendiriyor beni.Arada bir sinek konuyor e tabi karpuzu masada ağzı açık unutursam olacağı bu.Sineklerin vızıltısı sinir ediyor beni.Uykum kaçıyor.Allah kahretsin yaaa burada da rahat yok..Neyse kalkayım da bari işime devam edeyim.
2 Mart 2010 Salı
1 Mart 2010 Pazartesi
ÇOK İŞİM VAR AMA....
Uzun süre ara vermek istemiyorum.Sonra hem benim hevesim kalmıyor hem de yazacaklarımı unutuyorum.Not almak gibi bir alışkanlığımda yok maalesef.
Efendim biz bu arada neler yaptık.Geçen hafta sonu tiyatroyo gittiğimizi, kustuğumuzu yazmıştım.
Ama kusarken ter içinde kaldığımızdan bahsetmedim tabi.Salı günü Karya'nın burnu akmaya başladı.Sonra kusmalarımız başladı.Hemen aynı gün peditusa başladık.Bir kaç gün sonra Damla'da da burun akıntısı ve kusma başladı.Ve halen burun akıntımız devam ediyor.
Haftasonu evdeydik.Cumartesi zaten yağmur vardı.Bizde ailecek uyuduk.Dünde pazar alışverişimizi yaptık ailecek.Kızlar pazarda gezmeye bayılıyor.Pazarda bir peynircimiz var bizim.Kızlara bir iki kere çeçil peynirinden ikram etmişlerdi.Şimdi kurulu bebek gibi peynirciyi görünce hemen yanına gidip peynirlerini istiyorlar.Biz pazarı dolaşırkende peynirlerini yiyorlar.Bazende amcalar meyve ikram ediyorlar bizim sıpalara.Güzel oluyor netekim kızlarla pazarda dolaşmak.Eğeleniyoruz, sohbet ediyoruz hava alıyoruz.Sonra evimize geliyoruz, sütümüzü içiyoruz ve hemen yatıyoruz.
Bizim oralar pek güzel bu aralar.Her yer papatyalarla dolu.Sani kar yağmış çimenlerin üstüne.O kadar güzel görünüyor ki.İnsana huzur veriyor.Huzur demişken aklıma geldi.
Benim yeni keşfettiğim bir şarkıcı Gökhan Türkmen.Ve Dön adlı şarkısını dinledim sadece.Ama sesi o kadar yumuşak ki.insana huzur veriyor.Son günlerde dinlediğim en iyi şarkı diyebilirim bana göre tabi.Birde Mustafa Ceceli hoşuma gidiyor.Güzel şarkıları var.
ordan burdan derken kitaplardan bahsetmemek olmaz.
İmprimatur şu an okuduğum kitap.Ama araya Başarılı çocuk nasıl yetiştirilir'i de (mahallenin en mutlu yumurcağı) sıkıştırdım.Bitmek üzere.Yumurcak-ça konuşun diyor ama benim Damla anlamıyor vallahi Yumurcak-ça yı. Devam edersem belki öğrenir.Ben azimliyim yumurcak-ça anlaşmaya.Güzel bir kitap beğendim.Bir de Akıllı Bebekler Akademisini arıyorum uzun zamandır.Tekrar basılacakmış sabirsızlıkla bekliyorum.HAber verecekler inşallah ABA grubu.
Ben kaçar.Saat 17,17 olmuş.Mesaim bitmiş.Evde kuzularım beni bekliyor..
Efendim biz bu arada neler yaptık.Geçen hafta sonu tiyatroyo gittiğimizi, kustuğumuzu yazmıştım.
Ama kusarken ter içinde kaldığımızdan bahsetmedim tabi.Salı günü Karya'nın burnu akmaya başladı.Sonra kusmalarımız başladı.Hemen aynı gün peditusa başladık.Bir kaç gün sonra Damla'da da burun akıntısı ve kusma başladı.Ve halen burun akıntımız devam ediyor.
Haftasonu evdeydik.Cumartesi zaten yağmur vardı.Bizde ailecek uyuduk.Dünde pazar alışverişimizi yaptık ailecek.Kızlar pazarda gezmeye bayılıyor.Pazarda bir peynircimiz var bizim.Kızlara bir iki kere çeçil peynirinden ikram etmişlerdi.Şimdi kurulu bebek gibi peynirciyi görünce hemen yanına gidip peynirlerini istiyorlar.Biz pazarı dolaşırkende peynirlerini yiyorlar.Bazende amcalar meyve ikram ediyorlar bizim sıpalara.Güzel oluyor netekim kızlarla pazarda dolaşmak.Eğeleniyoruz, sohbet ediyoruz hava alıyoruz.Sonra evimize geliyoruz, sütümüzü içiyoruz ve hemen yatıyoruz.
Bizim oralar pek güzel bu aralar.Her yer papatyalarla dolu.Sani kar yağmış çimenlerin üstüne.O kadar güzel görünüyor ki.İnsana huzur veriyor.Huzur demişken aklıma geldi.
Benim yeni keşfettiğim bir şarkıcı Gökhan Türkmen.Ve Dön adlı şarkısını dinledim sadece.Ama sesi o kadar yumuşak ki.insana huzur veriyor.Son günlerde dinlediğim en iyi şarkı diyebilirim bana göre tabi.Birde Mustafa Ceceli hoşuma gidiyor.Güzel şarkıları var.
ordan burdan derken kitaplardan bahsetmemek olmaz.
İmprimatur şu an okuduğum kitap.Ama araya Başarılı çocuk nasıl yetiştirilir'i de (mahallenin en mutlu yumurcağı) sıkıştırdım.Bitmek üzere.Yumurcak-ça konuşun diyor ama benim Damla anlamıyor vallahi Yumurcak-ça yı. Devam edersem belki öğrenir.Ben azimliyim yumurcak-ça anlaşmaya.Güzel bir kitap beğendim.Bir de Akıllı Bebekler Akademisini arıyorum uzun zamandır.Tekrar basılacakmış sabirsızlıkla bekliyorum.HAber verecekler inşallah ABA grubu.
Ben kaçar.Saat 17,17 olmuş.Mesaim bitmiş.Evde kuzularım beni bekliyor..
26 Şubat 2010 Cuma
KING'TEN TAKİPÇİLERİNE ÖZEL HEDİYE!!!...
Sevgili Fundanın blogunda gördüm bugün.Daha önce bilmiyordum.
Bende hemen üye oldum.Halbuki hiç yapmadım bugüne kadar böyle çekilişlere katılmayı.
Hatta dün Belkıs'la da konuştuk.Belkıs hatırladın dimi:)))))
Ama bugün yapmak istedim ve yaptım.
Şanslımıyım değilmiyim görmek istedim.
Çünkü hiç şanslı olduğumu düşünmem.
Neyse işte sizde deneyin, şanslımısınız değilmisiniz öğrenin...


King Elektrikli Ev Aletleri 2010 yılında da hanımları mutlu etmeye devam ediyor, King Dünyası’na üye olanlar kazanıyor...
Blog üyelerine çekilişsiz, kurasız sürpriz hediyeler veriyor. Bayanların yanısıra bayların da katılabileceği bu yarışma bugüne kadar yapılan yarışmalara hiç benzemiyor. Kingdünyası.blogspot.com adresine yeni üye olacak bir kişiye çekilişsiz ve kurasız Thunderbird Otomatik Döner Fırçalı Saç Kurutma Makinesi hediye... 1600-1800W’luk ısınma gücü, iki yöne otomatik dönen şekillendirici fırçası, serin hava ayarı, 3 ısı ve 2 hız ayarı bulunan Thunderbird’a ücretsiz sahip olmak için King blog’unu ziyaret etmeyi unutmayın.
King Dünyası’na adım atar atmaz şans kapısını aralayacak olan üyeler arasına sizler de katılın.
Hemen üye olun, hediyenizi kaçırmayın!
Kazananlar http://kingdunyasi.blogspot.com adresinde açıklanacaktır...
Çok kısaca yapılması gerekenler:
1.http://kingdunyasi.blogspot.com adresinde yer alan blogumuza üye olmak.
2.Blog sayfanızda kampanyamızı duyurmak.
3.www.king.com.tr'de yer alan King Ladies Club'a üye olmak
3.Üye olduktan sonra Ad, Soyad, Adres, Yaş, Meslek, Medeni Durum ve Gsm bilgilerinizi tam olarak doldurup kingdunyasi@gmail.com adresine yollamak.
Bende hemen üye oldum.Halbuki hiç yapmadım bugüne kadar böyle çekilişlere katılmayı.
Hatta dün Belkıs'la da konuştuk.Belkıs hatırladın dimi:)))))
Ama bugün yapmak istedim ve yaptım.
Şanslımıyım değilmiyim görmek istedim.
Çünkü hiç şanslı olduğumu düşünmem.
Neyse işte sizde deneyin, şanslımısınız değilmisiniz öğrenin...
King Elektrikli Ev Aletleri 2010 yılında da hanımları mutlu etmeye devam ediyor, King Dünyası’na üye olanlar kazanıyor...
Blog üyelerine çekilişsiz, kurasız sürpriz hediyeler veriyor. Bayanların yanısıra bayların da katılabileceği bu yarışma bugüne kadar yapılan yarışmalara hiç benzemiyor. Kingdünyası.blogspot.com adresine yeni üye olacak bir kişiye çekilişsiz ve kurasız Thunderbird Otomatik Döner Fırçalı Saç Kurutma Makinesi hediye... 1600-1800W’luk ısınma gücü, iki yöne otomatik dönen şekillendirici fırçası, serin hava ayarı, 3 ısı ve 2 hız ayarı bulunan Thunderbird’a ücretsiz sahip olmak için King blog’unu ziyaret etmeyi unutmayın.
King Dünyası’na adım atar atmaz şans kapısını aralayacak olan üyeler arasına sizler de katılın.
Hemen üye olun, hediyenizi kaçırmayın!
Kazananlar http://kingdunyasi.blogspot.com adresinde açıklanacaktır...
Çok kısaca yapılması gerekenler:
1.http://kingdunyasi.blogspot.com adresinde yer alan blogumuza üye olmak.
2.Blog sayfanızda kampanyamızı duyurmak.
3.www.king.com.tr'de yer alan King Ladies Club'a üye olmak
3.Üye olduktan sonra Ad, Soyad, Adres, Yaş, Meslek, Medeni Durum ve Gsm bilgilerinizi tam olarak doldurup kingdunyasi@gmail.com adresine yollamak.
23 Şubat 2010 Salı
ETİ ÇOCUK TİYATROSUNDAYDIK
Aylardır beklediğim olay sonunda gerçek oldu.Kızlarımla ilk tiyatro deneyimimizi yaşadık.
Nasıl olacak, duracaklarmı, sıkılırlarmı, ağlarlarmı, zorlanırmıyız derken...
Pazar günü 11.30 oyununa gittik.
Ama öncesini anlatayım hemen.
Yılbaşı öncesi sevgili Ayşegül'ün blogunda görmüştüm Eti Çocuk Tiyatrosunun İzmire geldiğini.
Ve kendisi çok beğendiklerini yazmıştı.Biraz sohbet etmiştik bu konu üstünde.Sonra ben Eti Çocuk Tiyatrosuna İzmire tekrar ne zaman geleceklerini sorduğum bir mail atmıştım.Ve bir gün posta kutumda onlardan gelen bir mail gördüm.Şubat ayı içinde İzmire geleceklerini, istersem bana bilet göndereceklerini yazmışlar.Tabiki sevinçle kabul ettim.21 Şubat 2010 saat 11.30 oyunu için biletlerim geldi.Buradan kendilerine çokkkk teşekkür ederim.
Pazar sabahı saat 10.00 gibi uyandım.Aman Allah'ım geç kaldık telaşı vardı üzerimde.M. hadi canım kahvaltı yapmadan çıkalım, yoksa yetişemeyeceğiz dedi.Bense kızların kahvaltı yapmıyacağını bile bile onları evden aç bir şekilde çıkartmayı düşünemedim bile.İki lokma da olsa yesinler istedim.Çünkü benim mıymıy kızlarım her arabaya binişimizde özelikle açlarsa ve uzun mesafeyse mutlaka kusarlar.Yine değişmedi olay.Biz arabaya bindik Konak'a varmak üzereyken Karya kusmaya başladı.Bu arada da güya annemi evine bırakacaktık.geç kalıyoruz diye kadıncağız yolda indi.Onun indiğini gören Damla krize girdi.Anneanne anneanne diye ağlamaya başladı.Ama ne ağlamak.İnanamassınız.Çığlık çığlığa.Sonra Karya da başladı aynı şekilde ağlamaya.Kabus gibiydi o dakikalar.Arabayı otoparka bıraktık ve artık AKM ye gideceğiz oyunu izlemeye.Ama Damla'nın krizi geçmiyor bir türlü.M. hadi kızım gel bak oyun izleyeceğiz, sizin gibi çocuklar var falan diye konuşmaya çalışıyor ama bizimki hiçç oralı değil.Neyse bir şekilde ikna oldu hanımefendi de salona varabildik sağ salim.Daha önce bizim www.ikizanneleri.net mail grubumuzdan İzmirli ikizanneleriyle de sözleşmiştik.Onlarla da salonda karşılaştık.Birbirimizi ilk kez görmemize rağmen hemen tanıdık.Ve kaynaştık..
Salona çıkarken kızlara eti bayrağı verdiler.Benimkiler bayrağı hiç düşürmedi ellerinden.Diğer çocuklar gibi sürekli salladılar.Oyun başlamak üzereyken ışıklar söndü.Şimdi mızırdanmaya başlıyacaklar diye düşünürken başka çocukların ağlamaları duyuldu.Birer ikişer dışarı çıktı ağlayan çocuklar ve anneleri.Ama benim akıllı kızlarım oyunu başından sonuna kadar ilgiyle izlediler.Hiç yaramazlık yapmadılar.Önce kendileri tek başlarına koltukta oturuyorlardı.Ama sonra göremediklerini düşünüp kucağımıza aldık ve oyunu kucağımızda izlediler.Karya bir ara sıkıldı gibi ama yine de oyundan gözlerini hiç ayırmadı.Bizi en çok şaşırtan Damla oldu.Damla her şeyden çabuk sıkılır normalde.Ama yavrum gıkını bile çıkarmadı.Ara ara elini tuttum rahatlasın diye.Tabi en önemli şeyini yazmayı unutuyordum.Damlanın battaniyesini de yanımıza aldık.Belki rahat rahat izlemesinin tek nedeniydi battaniyemiz.Oyun biterken çok güzel şarkı söyledi oyuncular Pino pinokyo pino pino pinokyo diye.Damla bu şarkıya bayıldı.Çıkışta ikizanneleriyle ayak üstü sohbet ettik.Ve bir gün kahvaltıda buluşmak üzere sözleştik.
Eve giderken her ikiside kusmaya devam etti.üstümüz başımız battı.Yanımızda taşıdığımız bütün yedek poşetler bitti.Daha mı..Daha ne olsun..Eve geldik hemen karnımızı doyurduk ve doğru yatağa.hep birlikte güzel bir uyku çektik.
Akşam evde sürekli pinokyodan bahsedildi.Babasından balıktan burnundan v.s.
Bizimkiler pinokyoyu çok sevdiler.Ve beni utandırmadılar.Akıllı bıdıklarım benim.
İşte böyle..... ilk tiyatro maceramızı alnımızın akıyla tamamladık.
11 Şubat 2010 Perşembe
PARMAK BOYASI
Dün kızlara ilk kez parmak boyası aldım.Ve uygulama yaptık akşam..Tam tahmin ettiğim gibiydi.
Bugüne kadar neden geciktirdim diye soruyordum kendime.Dün cevabını buldum.Benim canavarlar için parmak boyası henüz erken.Biz boya işlerine ancak yazın başlayabiliriz.
Foto çektim ama yükleyemedim tabi bilgisayara.Görmeliydiniz.
İki kardeş o kadar farklı karakterde ki.Damla boyaların içine gömüldü.Aklınıza gelebilecek her yeri boyadı.Yere muşamba sermiştim ona rağmen yerdeki örtüm, kendisine faaliyet önlüğü giydirmiştim ona rağmen üstü başı v.s.boya oldu.
Karya ise (Namı diğer Banu Alkan-kokoşluk abidesi) efendim parmağı boya oldu diye habire sildirdi bana.boyanın içine azcık sokuyo kağıda dokunuyor sonra rahatsız oluyor.Ama neyse ki oda aştı kendini daha sonra..Ve boyaların içinde kayboldu.
Yalnız merak ettiğim bir şey bu sadece bize mahsus mu yoksa her çocuk aynı mı?
Biz açılan boyanın tamamını bitirdik.6 lı boya almıştım dördünü kurtardım, ikisi sizlere ömür.Anında bitti boyalar.Damla sağolsun sarı boyayı almıştı eline heryeri sarı boyayla boyadı.
Karya ise kırmızı boyayı almıştı eline.Ama sonra DAmla o kırmızı boyayıda bitirdi.Ve elindeki boş sarı boya kutusunu Karya ya veriyo al sen bununla oyna diye.Benim ikazlarımla Karya'ya azcık parmaklatıyo neyse ki.
İşte bizim bir parmak boyası maceramız da böylece sona erdi.Akşam evdekilere dedim ki.
"eğer kızlara tekrar parmak boyası çıkaracak olursam lütfen beni engelleyin yaza kadar.Çünkü yazın ver eline boyasın her yeri cıbıl cıbıl, sonra doğru banyoya"
Bugüne kadar neden geciktirdim diye soruyordum kendime.Dün cevabını buldum.Benim canavarlar için parmak boyası henüz erken.Biz boya işlerine ancak yazın başlayabiliriz.
Foto çektim ama yükleyemedim tabi bilgisayara.Görmeliydiniz.
İki kardeş o kadar farklı karakterde ki.Damla boyaların içine gömüldü.Aklınıza gelebilecek her yeri boyadı.Yere muşamba sermiştim ona rağmen yerdeki örtüm, kendisine faaliyet önlüğü giydirmiştim ona rağmen üstü başı v.s.boya oldu.
Karya ise (Namı diğer Banu Alkan-kokoşluk abidesi) efendim parmağı boya oldu diye habire sildirdi bana.boyanın içine azcık sokuyo kağıda dokunuyor sonra rahatsız oluyor.Ama neyse ki oda aştı kendini daha sonra..Ve boyaların içinde kayboldu.
Yalnız merak ettiğim bir şey bu sadece bize mahsus mu yoksa her çocuk aynı mı?
Biz açılan boyanın tamamını bitirdik.6 lı boya almıştım dördünü kurtardım, ikisi sizlere ömür.Anında bitti boyalar.Damla sağolsun sarı boyayı almıştı eline heryeri sarı boyayla boyadı.
Karya ise kırmızı boyayı almıştı eline.Ama sonra DAmla o kırmızı boyayıda bitirdi.Ve elindeki boş sarı boya kutusunu Karya ya veriyo al sen bununla oyna diye.Benim ikazlarımla Karya'ya azcık parmaklatıyo neyse ki.
İşte bizim bir parmak boyası maceramız da böylece sona erdi.Akşam evdekilere dedim ki.
"eğer kızlara tekrar parmak boyası çıkaracak olursam lütfen beni engelleyin yaza kadar.Çünkü yazın ver eline boyasın her yeri cıbıl cıbıl, sonra doğru banyoya"
8 Şubat 2010 Pazartesi
2 Şubat 2010 Salı
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)